Alanının Türkiye’de ve dünyadaki en yetkin isimlerinden, 400’e yakın eseri bulunan, sanat tarihçisi ve Bizantolog Amasranın Eyiceoğulları ailesinden Prof. Dr. Semavi Eyice 96 yaşında hayatını kaybetti.

“Amasra Tarihi ve Eski Eserler Kılavuzu” isimli kitabı ile kentimizin neredeyse tek sayılacak bilimsel eserin sahibi Eyice’nin kendi ağzından Amasra ile ilgili sözlerini paylaşmadan önce bir tartışma başlatmak isteriz.

“Lojman değil “SEMAVİ EYİCE KİTAPLIĞI” olsun”

Amasra’nın önemli yapılarından Kaymakamlık Lojmanı olan eski ilkokulun kullanımı yeniden değerlendirilmeli, kentin kimliğini yansıtan bu gibi yapılar yeni işlevler yüklenerek kullanılabilmelidir.

Kültür ve Sanat etkinliklerinde ve sivil toplum aktivitelerinde kullanılacak bir Amasra Kültür Evi bu vesile ile yeniden tartışılabilir.

İçinde Semavi Eyice, Necdet Sakaoğlu gibi değerli insanların eserlerinin bulunduğu “Amasra Kültür Evi” kısa zamanda, gezginlerin, öğrencilerin, araştırmacıların ilgi odağı olacak ve Amasra kimliğine yeni bir değer katacaktır.

Amasra Kaymakamlığı, Amasra Belediye Başkanlığı ve Amasra sivil toplum örgütlerini bu önemli adımı atmaya davet ediyoruz.

Şimdi Semavi Eyice’nin memleketi Amasra ile ilgili sözlerini okuyalım.

“Biz baba tarafından aslen Bartın’ın Amasra’sındanız. Burası ufak bir liman şehri ve İstanbul’un fethinden sonra 7-8 sene kadar daha Hıristiyanların elinde kalmış. Etrafını çeviren sur duvarlarının himayesinde yüzyıllar boyunca hiçbir yabancı yerleşmeksizin burada kendi halkıyla yaşamını sürdürmüş. Halkı gemilerde denizcilikle hayatlarını kazanmış. Bazı daha tecrübeli olanları ve çalışkanları kaptan olmuşlar. Tabii yakın tarihlere gelinceye kadar Türklerin kendi başlarına sahip oldukları herhangi bir ticaret gemisi yok. Ancak mevcut gemilerde mürettebat denilen personel bu gemilerde görev görmekte… Aralarında tek tük de olsa biraz yükselip kaptan seviyesine çıkmış olanlar var. Ancak bu küçük liman kasabasının bir özelliği de burada civardaki ormanlardan sağlanan ağaçların yardımıyla yapılan ahşap yelken gemileri… 19. yüzyılda dahi -hatta diyebilirim ki 1930’lara kadar- Anadolu’da yetişen birçok şehrin sebze ve meyvelerini ahşaptan tekneler getirir ve İstanbul’da satarlardı. Bunlara zaman ilerledikçe motor da takıldığı oldu.

Soyadını aldığımız Eyice dayının ne işle uğraştığını bilemiyoruz. Yalnız aile arasındaki bir söylentiye göre 19. yüzyılın başlarında Padişah Sultan II. Mahmud, birtakım reformlar yapmaya giriştiğinde Anadolu Ayanı’ndan bazı kişiler başkaldırdıklarından Eyice dayı da bunlara katılmış ve neticede hapsedilmek üzere Bolu’ya gönderilmiş. Orada da vefat etmiştir. Ne yazık ki 1930’lu yıllarda Anadolu’nun şehirlerinde ve kasabalarında eski yazılı mezar taşları korkunç bir şekilde tahrip edilmiştir. Bunlardan ancak tek tük örnekler, yerlerine inşaat yapılırken, Amasra’nın az dışında ceviz ağaçlarının gölgelediği bir arazideki inşaatı aşınmış olan eski mezarlığında toprak altında bulunarak müzeye veyahut aynı sülaleden olan torunlarının evlerinin bahçesine kaldırılmıştır.

Benim bildiğim baba tarafından dedem Mustafa Efendi’ydi. Ben 6-7 yaşlarındayken, dedem yaşını iyice almış, beyaz sakallı bir ihtiyardı. Sinirli ve ters bir insan oluşuyla meşhurdu. Amasra’nın Küçük Liman denilen tarafında deniz kıyısında küçük bir arsaya sahip olmuş; bunun üzerine tamamen ahşaptan çantı tekniğinde yapılmış bir mescid inşa etmişti. Eyiceler Camii ya da mescidi olarak tanınan bu küçük ibadet yerinin altı, yeni yapılan tekneler için kapalı kayıkhane hizmeti görüyordu. Bu mescid, içinde Birinci Dünya Harbi’nde asker barındığından boşaltılmış. Bir daha da ihya edilmediğinden kendi hâline bırakılmış ve sonunda yıkılmış. Deniz kıyısında olduğu için bilhassa akşamları güneş batarken ufukta müthiş bir manzara izleyebilirdiniz bu mescidin arsasından… Bu arsa satılarak yerine Canlı Balık adıyla içkili bir lokanta yapıldı. Dedem bu sıralarda artık iyice yaşlanmıştı. Kendisi rahatsız da olduğundan Amasra’ya uğrayan posta vapurlarından birinde bir kamara tutularak ona yerleştirildi ve İstanbul’a gönderildi. O vapurda ben de vardım. Kamarasından avaz avaz, “Hacı, çıkar beni buradan” diye bağırırmış. Hacı diye seslendiği kişi de kendisini oraya yatıran ve yolcu gemilerinin acenteliğini yapan anne tarafından dedem Kaptan Hacı İbrahim’di. Soyadı kanunundan sonra o da Denizci soyadını almıştır. O zamana kadar kendisine Hacı denirdi. Soyadı kanunuyla hacılığı gitti ama sakallarını hiçbir zaman kestirmedi.

Rahmetli dedem –ağa baba derdik biz babamın babasına-, Amasra’da yetişen gençlere burada bir istikbal olmadığını söylerdi. Bir gün ağa babam –yani dedem Mustafa Efendi- eşini çağırır ve ona şu kısa konuşmayı yapar: “Hanım, üç oğlumuz var. Bu oğlanlara burada bir gelecek yok. Bunlar burada olsa olsa ya kayıkçı ya da balıkçı olur. Gel giy çarşafını, eşyalarımızı hazırla, evi barkı burada bırakalım, İstanbul’a gidelim” der. Rahmetli babaannemiz civardaki bir köy ağasının kızıydı. Okuması yazması yoktu. Fakat inanılmaz derecede zengin bir hafızası ve tecrübesi vardı. Bu sebeple dedemin teklifi cazip gelmiş ve İstanbul’a doğru yola çıkmışlar. İlk önce Cibali’de kiracı olmuşlar. Sonra da genelde Karadenizli ailelerin yerleşmeyi tercih ettikleri Haliç’in kıyısındaki Unkapanı’ndan ev satın alarak, oraya geçmişler. Nihayetinde babam “Burada çocuk yetiştirilmez” diye düşünmüş ve Kadıköy taraflarında ev aramış. Haydarpaşa’da bir Ermeni’den kalma ev bulmuş ve orayı satın almış.

Bu arada dedemlerin yaşadığı Unkapanı’ndaki evde muzipçe bir hatıra saklıdır. Mahallenin çocukları kendilerine bir oyun bulmuşlar. Evin giriş taşlığı yıkandığında, dışarıya pis suyu akıtan bir borusu varmış. Oyun oynayan çocuklar oraya musallat olmuşlar. Boruyu ağızlarına alır ve uğultulu sesler çıkarırlarmış. Bu da evin alt katında bir hayli gürültüye sebep olup ev ahalisini rahatsız edermiş. Sabrı tükenen dedem nihayet bir gün, “Ben bu veletlerden intikam alırım” diyerek bir maşrapa suyla o borunun başında beklemeye başlamış. Biraz sonra bu nasihat filan dinlemeyen azgın oğlanlardan biri boruyu ağzına alarak garip seslerle bağırmış. Bunun üzerine Dedem Mustafa Efendi, maşrapadaki suyu borudan içeri boşaltıp pencerenin gerisinden çocukların duyacağı şekilde “Ohh, bir ihtiyacımı giderdim ya, ihtiyacımı giderdim ya” diye seslenmeye başlamış. Bunu duyan çocuklar borunun altında ağzı su dolan arkadaşlarıyla dalga geçmeye başlamışlar. Böylece bu rahatsız edici oyunun sonu gelmiş.

Dedem zaten çok çalışkan olan babamı Bahriye Mektebi’ne vermiş. Arkasından ikinci çocuğu İzzet Şükrü’yü, Mekteb-i Tıbbiye’ye yazdırmış. Üçüncü oğlu Halit’i de yine Ada’daki Bahriye Mektebi’ne kaydettirmiş. Böylelikle üç oğlu da İstanbul’da tahsillerini tamamlayarak birer meslek sahibi olmuşlar. Okuldan –üçüncü sırada- mezun olduktan sonra, Amasralı olan Hacı İbrahim Denizci’nin en küçük kızı –annem- Hatice Hanım ile evlenmiştir.

İşte ailemizin İstanbul’a yerleşmesi ve çok sevdiğim Kadıköy’de büyümemi sağlayan hikâye dedem ile babaannemin yukarıda bahsettiğim konuşmasına dayanmaktadır.”

2011 yılında gerçekleştirilen Semavi Eyice rölyefi açılış ve 2 gün boyunca Amasra’nın çeşitli mekanlarında düzenlenen tarih sohbeti fotoğrafları.

SEMAVİ EYİCE KİMDİR?

Semavi Eyice, Amasra’nın köklü ailelerinden Eyiceoğulları ailesine mensup deniz subayı Mehmet Kamil Bey ile Hatice Hanım’ın oğlu olarak 1922’de İstanbul’da dünyaya geldi. İstanbul’da Saint Louis İlkokulu’nda başladığı ilk öğrenimine Saint Joseph’te devam eden Semavi Eyice, eski eserlere ilkokul yıllarında ilgi göstermeye başladı. Semavi Eyice, Galatasaray Lisesi’nden 1943’te mezun oldu. İlk yazısı Reşat Ekrem Koçu’nun çıkardığı İstanbul Ansiklopedisi’nde 1949’da yayımlanan başarılı tarihçi, Fatih’in Çarşamba semtindeki Hirami Ahmet Paşa Mescidi hakkındaki bu makalenin ardından pek çok maddeyle ansiklopediye katkıda bulundu.

Prof. Dr. Semavi Eyice, Alman arkeolog ve İstanbul tarihi uzmanı Alfons Maria Schneider ile tanıştıktan sonra onun daveti üzerine Bizans Sanatı ve arkeolojisi çalışmak niyetiyle Göttingen’e gitti. 2. Dünya Savaşı sürerken Viyana ve Berlin üniversitelerinde Bizans tarihi okuyan Eyice, Berlin’in işgali gündeme gelince Türkiye’ye döndü.

Araştırmalarını özellikle Bizans sanatı konusunda yoğunlaştıran Türk sanat ve kültür tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice 3 Ocak 1924’te İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini Kadıköy Saint-Louis ve Saint-Joseph Fransız ‘okullarında tamamladıktan sonra 1943’te Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl arkeoloji ve sanat tarihi okumak üzere Almanya’ya gitti. 1944’te Viyana Universitesi’nde, 1944-1945’te Berlin Universitesi’nde öğrenim gördü. 1945’te yurda dönerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yükseköğrenimini sürdürdü ve 1948’de mezun oldu. Aynı yıl Sanat Tarihi Kürsüsü’nde asistanlığa atandı ve 1952’ye değin bu görevi sürdürdü.

“ZAVİYELER” TEZİ İLE PROFESORLÜĞE YÜKSELDİ

Asistanlığı süresince, Profesör E.Diez, Profesör P.Schweinfurth ve Profesör K.Erdmann’m Almanca, Profesör A.Gabriel’in Fransızca verdiği ders ve konferansları Türkçe’ye çevirdi. 1950-1953 arasında Profesör A.M.Mansel başkanlığında Side’de yapılan arkeolojik kazılara katıldı. 1952’de Side’deki Bizans yapıları üzerine hazırladığı tezle doktor, 1955’te İstanbul’ daki son dönem Bizans yapılarım konu edinen teziyle de doçent oldu. 1958-1959’da Humboldt bursu ile Münih Üniversitesi’nde çalıştı. 1964’te ilk Osmanlı Devrinin Dinî- İçtimaî Bir Müessesesi: Zaviyeler başlıklı tezi ile profesörlüğe yükseltildi ve bir yıl önce kurulmuş olan Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü’nün başkanlığına getirildi.

BEDESTENLER KONUSUNU İLK ARAŞTIRAN OLDU

Edebiyat Fakültesi’ndeki derslerinin yanı sıra, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ve yurt dışında, özellikle de Balkan ülkelerinde inceleme ve araştırmalar yaptı. Bedestenler konusuna ilk kez eğilen sanat tarihçisi oldu. Bu konudaki araştırmalarının sonucunu 1964’te bir konferansta sundu. 1972-1974 arasında Hacettepe Üniversitesi’nde, 1974’te bir dönem konuk öğretim üyesi olarak Bochum Üniversitesi’nde, 1976’da Paris’te Sorbonne Üniversitesi ve College de France’ta,1983’te yine Paris’te Ecole de Hautes Etu-des’de ders verdi.

EDEBİYAT FAKÜLTESİ ARKEOLOJİ VE SANAT TARİHİ BÖLÜMÜ BAŞKANI OLDU

Yurt içinde ve yurt dışında verdiği pek çok konferanstan başka uluslararası kongre ve toplantılara bildirilerle katıldı. Ayrıca 1958’den, 1982’ye değin Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği yaptı. 1983’te yeni kurulan Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kurulu üyeliğine atandı ve kurul başkanı seçildi. 1982’de Yüksek Öğrenim Yasası’yla Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü’nün kaldırılmasından sonra Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü başkanlığına atandı.

TÜRK TIP TARİHİ, ALMAN ARKELOJİ ENSTİTÜSÜ, TÜRK TARİH KURUMU, BELÇİKA KRALİYET AKADEMİSİ

1957’de Türk Tıp Tarihi Enstitüsü, 1968’de Alman Arkeoloji Enstitüleri ve Türk Tarih Kurumu, 1974’te de Belçika Kraliyet Akademisi üyeliklerine seçildi.

Semavi Eyice Türkiye’de Bizans sanatını bilimsel bir bakışla ele alan ilk bilim adamı olmuştur. Türk sanatı üstüne de incelemeler yapmış ve makaleler yazmıştır. Ayrıca Türkiye’ye gelmiş Avrupalı sanatçı ve gezginleri konu edinen yayınlar da yapmıştır. Sanat tarihi konusunda, 400’e yaklaşan yayınıyla en verimli bilim adamlarından biridir.

Yurt içinde ve dışında konferanslar verip, kongre ve toplantılarda bildiriler sundu. İlk yazısının yayınlandığı 1946 yılından günümüze gelinceye kadar, Türkçe ve yabancı dillerde olmak üzere 15 kitap, 500’den fazla bilimsel makale ve araştırması basıldı.

BAŞLICA YAPITLARI

İstanbul, Petit gu.ide a travers les monuments byzantins et turcs, 1955, (“İstanbul, Bizans ve Türk Anıtları Üstüne Küçük Rehber”); Son Devir Bizans Mimarisi, 1963; Küçük Amasra Tarihi ve Eski. Eserleri Kılavuzu, 1965; Galata ve Kulesi, Galaca and its Tower, 1969; Malazgirt Savaşını Kaybeden IV.Romanos Dioge-nes, 1971; Karadağ (Binbirkilise) ve Karaman Çevresinde Arkeolojik incelemeler, 1971; Ankara’nın Eski Bir Resmi, 1972; Bizans Devrinde Boğaziçi, 1976; Türkiye’de Bizans Sanatı, 1982; Ayasofya I, 1983.

BAŞLICA ESERLERİ

İstanbul Minareleri
Son Devir Bizans Mimarisi
Galata ve Kulesi
Bizans Devrinde Boğaziçi
Eski İstanbul’dan Notlar
Tarih Boyunca İstanbul
Atatürk ve Pietro Canonica
Bursa
Fotoğraflarla Fatih Anıtları (M.Tunay-B.Tanman’la)
Istanbul Petit Guide
İstanbul: City of Domes
Karadağ ve Karaman Çevresinde Arkeolojik İncelemeler
Semavi Eyice Armağanı: İstanbul Yazıları.