M.S. 4. yy sonunda Bizans İmparatorluğu’nun, 13. yy’da Cenovalılar’ın, 1460’da da Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedilerek Osmanlı Devleti’nin yönetimine geçen Amasra, bu süreçlerde, giderek eski önemini yitirmiş; diğer yandan buradaki İlkçağ yapıtları özelliklede heykellerin tümü yıkılmış ya da harabelerin altında kalmıştır. Son yıllarda toprak altından çıkan birçok heykel ve değerli yapıt, Amasra Müzesi’nde sergilenmektedir.
İlkçağ’ın kapanışından yaklaşık 1150 yıl sonra, Amasra’da, -halkın “heykel” dediği ama aslında bir büst olan- yeni bir anıtın, Cumhuriyet’in Onuncu Yıldönümü’nde dikildiği saptanmaktadır. Bu olay, birkaç yönden anlamlı ve ilginçtir. Çünkü, İlkçağ’da bayındırlığı ve anıtların çokluğu ile dikkati çeken bir kentin, sonraki cağlarda önemini yitirip köy görüntüsünü alması; ancak Cumhuriyetin ilk yıllarında, Anadolu’nun unutulmuş ve yoksullaşmış sayısız köşelerindeki uyanış gibi; Amasra’da da yeniliklere ve bayındırlığa yönelme isteği uyandıran yeni yönetime ve kurucusuna duyulan güveni ve bağlılığı simgeleyen bir alan/ park açılması çok önemlidir.
İkinci olarak Ulusal Kurtuluş Savaşı’na Cumhuriyet’in kuruluşuna ve 1933’e değin başarılan devrimlere öncülük eden Atatürk’e duyulan minnettarlığın imece yöntemiyle bir büst dikilerek vurgulanması daha da anlamlıdır. Çünkü Amasralı yaşlıların yıllar önce anlattıklarına göre, bu konuda ne resmi makamlardan bir öneri nede devlet tarafından bütçesinden bir katkı söz konusu olmamış. Onuncu Yıl Bayram’ında aylar önce, o zamanki Amasra merkez ve mahalle muhtarları, ihtiyar heyeti üyeleri, esnaf temsilcileri toplantılar yapıp bir dizi kararlar almışlar. O günkü kavramlarla kapsamlı bir ‘imece çalışması’,günümüzün anlayışına göre ise ‘yerel insiyatif ve sivil toplum hareketi’ başlamış. Kimileri maddi güçleri oranında parasal destekte bulunurlarken kimileride düşünceleri, yönlendirmeleri, emekleri ve becerileri ile Onuncu Yıl hazırlıkları katılmışlar.
İlk girişim kasabanın girişindeki Dereağzı’ndan Küçük Liman’a doğru geniş bir alanı kaplayan mezarlıkları kaldırmak; bu alanın bir bölümünü ‘Cumhuriyet Meydanı’, açılan terlerin liman kıyısında kalan kısmına da park yapmak olmuş. Alınan karar gereği her aile, kendi atalarına ve yakınlarına ait mezarları, kasabanın uzakça bir yerinde saptanan yeni mezarlığa taşımışlar.
Liman kıyısındaki eskiden kalma top batarya yıkıntıları, hafta pazarı sundurmaları, kümesler vs.de sökülmüş. Açılan ve kazam kürekle düzeltilen geniş alanın çevresine çam ve çınar ağaçları dikilmiş. Bu çalışmalar yapılırken bir yandan da kasabanın taşçı ustaları eski harabelerde buldukları mermerden büyük bir sütunu, tabanı ve başlığı olan 2 metre boyunda bir büst kaidesi biçiminde yontmuşlar; duvarcılarda park için ayrılan alanın orasında bir platform hazırlamışlar.
İş bununla bitmemiş, Amasra İlkokulu’nun öğretmen ve öğrencileri de bayramda, Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Bayramı günlerinde sergileyecekleri gösterileri ve büstün açılmasıyla ilgili kurguyu hazırlamaya koyulmuşlar. Halkın ekonomik durumu pahalı ve fantazi malzemelerin kullanılmasına el verdiği için, grafon kâğıtlarında girlandlar, kanatlar yapılmış, gösterilerde görev alacak çocuklar için özel giysiler dikilmiş. En önemlisi, o zamana göre hayli pahalı olan, bronzdan büyükçe bir büst satın alınmış. Nihayet o gün gelmiş. Amasralılar, yaşamları boyunca anısını unutmayacakları, kendi özverileriyle renklenmiş coşkulu bir bayram yaşamışlar.
Girişimin Yerel Tarih Olgusu Boyutunun Değerlendirmesi
Halka günlerce ve haftalarca ülküsel bir amaç için çalışmanın duygusunu tattıran, onları ‘en iyisini yapmak’ çabasıyla coşturan bu girişimin, akılcı ve ileriye dönük amacının ise kasabayı turizme açmak olduğu saptanıyor. Çünkü o yıllarda Amasra’nın ekonomisi hayli durgunmuş. Çekicilik denen yerel el sanatını işleyen beş on usta ile gemicilik ve balıkçılık olanağı bulanlar dışında hemen hemen herkes işsizmiş. Eskiden beri, Safranbolulular Bartınlılar, yaz aylarında Amasra’ya gelenlerin sayısını arttıracağını; bunu da yeni iş ve kazanç olanakları sağlayacağı Ogünlerde konuşulup tartışılmış. Doğal ki Amasralılar bu girişimlerinin Türkiye turizm tarihinde bir ilk adım olacağını o zaman akıllarında bile geçirmemişler; bunun önemi aradan yarım yüzyıl geçtikten sonra anlaşılabilmiştir.
Yerel kararların ve bu kararlar doğrultusundaki uygulamaların ne denli doğru sonuçlar verdiğine Amasralıların bu tarihsel girişimi çarpıcı bir örnektir. Çünkü, 1933 kararları ve uygulamaları çok geçmenden olumlu sonuçlar vermiş ve Türkiye’de ‘ev pansiyonculuğu’ denilen ilginç bir turizm uygulaması o yıllarda ilk kez Amasra’da başlamış; bu hareket aynı zamanda iç turizmin de başlangıç tarihi olmuştur.
Amasra’da 1960’lara kadar tüm Türkiye’ye örnek olacak düzeyde gelişerek devam eden ev pansiyonculuğuna dayalı iç turizm ne yazık ki kamusal destek görmediği gibi öte yandan ‘merkez’den alınan politik amaçlı kararla zararla çalışacağı besbelli bir kömür ocağı açılmıştır.
Doğal, tarihsel, sosyal ve kültürel çevre zenginliğine en özgün örneklerden olan Amasra kısa zamanda çevre kirliliği kaçak yapılaşma nüfus patlaması tarihsel ve kültürel değerlerin bilinçsizce yok edilmesi gibi olumsuzluklarla karşı karşıya kalmış doğal olarak bu süreç Amasra’yı iç turizmdeki başçıl konumundan en gerilere de itmiştir.
Günümüz Amasra’sının, 1933’teki us uyanıklığına 1950’lerdeki turizm etkinliğine dönmek çabaları bu acı deneyimin sonuçlarıdır. Kuşkusuz bu bilince varmada merkezden alınan ve dayatılan kararların vardığı yanlış sonuçların çıkarcı politik uygulamaların aldatıcı ve geçici yararlar ardından bıraktığı kalıcı zararların yaşanmış olması etkili olmuştur.
Yazan : Necdet Sakaoğlu
Fotoğraflar : Necdet Sakaoğlu ve Çetin Asma