Fotograflarla Kısa Amasra Turu  

Ana Sayfa  |  Kent Rehberi  |  Haberler  |  Şehir Haritaları  |  Fotoğraf Galerisi  |  Ulaşım  |  İletişim

AMASRA'NIN SAKİNİ DEĞİL SAHİBİ OLALIM, TERMİK SANTRAL'E İZİN VERMEYELİM!
 
Ana Sayfa
Necdet SAKAOĞLU Kitaplığı Yazdır E-posta
Yazar Hüseyin Çoban   
Thursday, 25 October 2007

ns1.jpg

kitaplikns.jpg

Amasra.net KİTAPLIK bölümünde, Amasra'ya değer katanları tanıtmaya ve eserlerine yer vermeye çalışacağız.

Necdet SAKAOĞLU'nu tanıtabilmek için bir çok kelime bulmak gerekiyor.

Sakaoğlu'nu iyi anlatabilmek için yazdığı makale ve kitaplarına yer vermek, Kent ve Yerel Tarih, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri Eğitim Tarihi yazarlığı yanında Ögretmenliği ile Amasra'nın tarihi ve kültürel eserlerinin korunması konusunda yaptığı çalışmalardan söz etmek gerekiyor.

Biz ise ancak ona şükranlarımızı sunmak ve izinden yürümek geyretindeyiz.

Necdet SAKAOĞLU'na sonsuz SAYGILARIMIZLA


Amasra.net deki Necdet SAKAOĞLU yazılarına ulaşmak için liklere tıklayınız.

Edhem Ağa Evi

Amasra'daki '1 Mayıs' Yazıtı

Bir Parkın ve Büstün Öyküsü


1939’da Divriği’de doğan Necdet Sakaoğlu Amasra Lisesi Müdürlüğü ve Bakanlık Müfettişliği görevlerinde bulundu. Bir çok Kitap, Makale ve Araştırma yazılarına imza atan Sakaoğlu’nun yayımlanmış eserlerinin bir kısmı;

Çeşm-i Cihan Amasra (1966), Türk Anadolu’da Mengücekoğulları (1971, Ali Naci Karacan Armağanı), Divriği’de Ev Mimarisi (1978), Anadolu Derebeyi Ocaklarından Köse Paşa Hanedanı (1984, Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilimler Ödülü), Tanzimat Tarihi Sözlüğü (1985), Osmanlı Eğitim Tarihi (1990), Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi (1991), Osmanlı Kentleri ve Yabancı Gezginler (1995), Milli Mücadele Albümü (1998), Bu Mülkün Sultanları-36 Osmanlı Padişahı (1999), Tarihi, Mekânları, Kitabeleri, Anıları ile Saray-ı Hümayun - Topkapı Sarayı (2002), İstanbul’un Tarihi Kimliği (2003), Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi’dir (2003). Bostanzâde Yahya’nın Târih-i Saf/Tuhfetü’l-Ahbâb adlı eserini, Duru Tarih adıyla günümüz Türkçesine çevirmiş (1969, Ali Naci Karacan Armağanı), Yazıcıoğlu Ahmed Bîcan’ın Dürr-i Meknun’unu yayımlamıştır (1999). Süreli yayınlarda yayımlanmış makaleleri vardır. Atatürk Düşüncesi (1995) Ord. Prof. Reşat Kaynar’la; Binbir Gün Binbir Gece- İstanbul’da Eğlence Hayatının Tarihi (1999); Osmanlı’da Zenaatten Sanata Cilt I: Esnaf ve Zenaatkârlar (1999), Cilt II: Sanatlar ve Sanatkârlar (2000), Osmanlı Dünyasından Yansımalar (2000), Avrupa Yolunda Bir Padişah; Sultan Abdülmecid (2001) ve Derinin Anadolu’da Bin Yıllık Tarihi (2002) Nuri Akbayar’la ortak çalışmalarıdır

ns211.jpg

sivassultanhan3.jpg

nsgemi.jpg

Amasra için pek çok tanıtım çalışmasına da öncülük yapan SAKAOĞLU, Amasra Belediyesi ve Amasra Kent Kültürü Araştırmaları Gurubu çalışmaları içinde de aktif olarak yer alıyor.

nsenet.jpg


ESERLERİNDEN BİR BÖLÜM
ns3.jpg

Çeşm-i Cihan Amasra

Tarih Vakfı Yurt Yayınları

 

 

Kitap satışı: Galeri Hikmet

Çekiciler sok No:55 AMASRA

Tel: 0378 3151102

ns4.jpg

Bu Mülkün Sultanları

36 Osmanlı Padişahı
Oğlak Yayıncılık
ns8.jpg Anadolu Derebeyi Ocaklarından Köse Paşa Hanedanı
Tarih Vakfı Yurt Yayınları
ns10.jpg Osmanlı Eğitim Tarihi
İletişim Cep Üniversitesi
ns9.jpg Türk Anadolu'da Mengücekoğulları
Yapı Kredi Yayınları
ns6.jpg Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi
İletişim Cep Üniversitesi
ns5.jpg

Osmanlıdan Günümüze

Eğitim Tarihi
İstanbul Bilgi Üniversitesi

Yayınları
ns11.jpg Milli Mücadele Albümü (Ciltli)
Yapı Kredi Yayınları

ns4.jpg

Bu Mülkün Sultanları 36 Osmanlı Padişahı Oğlak Yayıncılık

"Akla gelen ilk soru ya da sorun Osmanlı padişahlarının yaşamlarına hangi açıdan bakıldığı ya da bakılması gerektiğidir. Bu çalışmalar her düzeyde ve farklı yönlerden yapılabilir. Örneğin çocuk padişahların öyküleri, savaşçı padişahların çileli seferleri kadar ilginçtir. Dindar, savaşçı, av, eğlence, müzik, kitap, sanat tutkunu, sanatkar padişahlar, her birinin hastalıkları, ölüm nedenleri üzerinde de ilginç çalışmalar yapılabilir. Oysa bizim kültürümüzde, padişahların yaşamlarına ağırlıklı olarak siyasal ve askeri açılardan bakmak geleneği vardır. Bu kitapta ise, Osmanlılık'ı temsil eden 36 padişahın yaşamöyküsü, tarih-severlerin ilgiyle okuyacakları tarzda ve beşeri yönleri olabildiğince öne çıkartılıp arada kaynak yapıtlardan kısa alıntılara da yer verilerek anltılmış; 36'sından yansıyan davranışlar, yaklaşımlar ve olaylarla da Osmanoğulları hakkında genel bir fikir verilebilmesi düşünülmüştür. Yaşamöyküleri için, Osmanlı tarihindeki önem dereceleriyle orantılı kapsamlar öngörülmeyerek Kanuni'nin de I. Mustafa'nın da birer insan ve padişahın oldukları ilkesinden hareket edilmiştir. Şu bir gerçek ki Osanlı sultanlarının yaşamları ifrtatefrit eğilimlerine son derece açıktır. İstenirse, en becerisksiz ve yetersiz olanını ile sözgelimi dindarlığını, iyilikseverliğini, hoşgörüsünü vb anıp yüceltmenin bir kolayı bulunabileceği gibi, amaç kötülemekse en başarılıları bile siyaseti, yaşantısı ve zaafları bugünün ölçüleriyle irdelenerek olumsuz çizgilere çekilebilir. Durum bu olunca paişahlar arasında yetki kullanımı, siyaset, beceri vb açılardan koşşutluklar yakalamk ve kıyaslamalar yapmak oldukça zordur. Kesintisiz 61 yıl süren ve 21 kuşakta 36 padişahla temsil edilen Osmanoğulları'nın başarıları ve yanlışları her zaman tartışılacaktır." - Necdet Sakaoğlu'nun "Ösöz"ünden Ama tartışılmaz olan asıl gerçek, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünde Osmanlı kaynakları temel alınarak yazılan "Bu Mülkün Sultanları"nın, Necdet Sakaoğlu'nun usta kalemiyle, bir tarih kitabı olmaktan çıkıp "Bu Mülkün Romanı " halini almasıdır.


Çeşm-i Cihan Amasra
Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Kent tarihleri toplumsal serüvenlerin aynalarıdır. Bu açıdan M.Ö.3 yy'da İranlı prenses Amastris'in Batı Karadeniz'de küçük bir yarımada üzerinde kurduğu Hellenistik üsluplu kentle, 1930'larda Türkiye tuizminde öncülüğü yakalayan köy görüntülü Amasra arasındaki tarihsel sürecin esitleri gerçekten çarpıcıdır. Bir başka Roma İmparatorluğu'nun Bithynia-Pontus prokonsülü Pliny'nin "güzel ve muhteşem"; Bizanslı tarihçi Niketas'ın "dünyanın gözü", İstanbul Fatihi II. Mehmed'in "çeşme-i cihan" olarak nitelendirdikleri Amasra'yı, Latin ozan Catllus'un "Gemilerin Pontus Amastrisi'nde ıslanan kürekleri" dizesinde bulmak; 1900'lere uzanıp Ernest Von der Nahmer'in, doğanın ve tarihin kucağına gizlenmiş bu sönük kasabayı bir Alman efsanesindeki "Dikenli küçük gül"e benzetişinin veya İsmail Habip Sevük'ün aynı manzara karşısında "Görsen yazık dersin; görmesen yazık edersin! " deyişinin nedenlerini, kentin bugünkü durumuna baıp yorumlamaksa, kuşkusuz tarihin güzel tadını yakalamaktır. Bu kitap, meraklıları ya da tatillerini bu kıyı kasabasınde geçirmek isteyenler için bir kent romanı; Amasra'nın gezilip görülecek köşeleri için de bir rehberdir.

ns3.jpg


Çeşm-i Cihan Amasra, Mengücekoğulları, Divriği'de Ev Mimarisi, Köse Paşa Hanedanı gibi monografilerin ve bir dizi makalenin yazarı, tarih araştırmacısı Necdet Sakaoğlu 29 Eylül 1939'da Divriği'de doğmuş. Hasan-Ali Yücel'in döneminde yapılmış Divriği Atatürk İlkokulu'nu (1951), ve Eğitim Enstitüsü'nü bitirmiş.
1957 yılında Urfa'da Harran'ın yanı başındaki Parapara'da başöğretmen olarak göreve başlamış. Sakaoğlu "Kaç öğretmenin vardı?" diye soranlara "Kendi kendimin başöğretmeniydim" diyor ve o dönemin yönetimini 18 yaşındaki deneyimsiz bir genci, çok çok uzaklara atamasından dolayı eleştiriyor. Bu deneyimden sonra Çapa Eğitim Enstitüsü'nü kazanan Sakaoğlu 1961'de buradan mezun olunca Trabzon Öğretmen Okulu'na edebiyat öğretmeni olarak atanmış, daha sonra sırasıyla Amasra'da ortaokul-lise öğretmenliği ve müdürlüğü, Bakanlık müfettişliği ve Talim Terbiye Kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuş. 38 yıllık meslek yaşamının ardından 18 Ocak 1998'de emekli olmuş.

TARİHÇİ OLMAK İÇİN HANGİ OKULLARDA OKUMAK GEREKİR?

32 yıldan beri tarihle ikinci bir uğraş alanı olarak ilgilendiğini ve emekli olduğu için artık bütün vaktini tarihe ayırabileceğini belirten Sakaoğlu tarih yazarlığının, okul ve öğrenimden çok, ilgiye ve kendi kendini yetiştirmeye bağlı olduğunu vurguluyor.

29 Eylül'de 60 yaşına giren Necdet Sakaoğlu geride kalan 59 yıl için "59 yaş uzun bir tarih süreci" diyor. "Geriye gittikçe kendimi çok farklı bir dünyada buluyorum, özellikle de gençlerin kolay algılayamayacakları bir dünyada. İlkçağdaki hayatın pek çok uzantıları bundan 50 yıl önce devam ediyordu. Örneğin kağnı görmek, kağnıyla yük taşındığını, tahılların, tınazların kağnılarla, hayvanlarla taşındığını görmek olağandı. Kapımızın önünden deve kervanlarının geçtiğini görürdük. Hatta bir gelenek vardı, korku tutmasın diye bizi develerin altından geçirirlerdi.

Necdet Sakaoğlu tarih sevgisinin başlangıcını Divriği'nin ve Sivas'ın tarihsel ortamlarına, Sivas Öğretmen Okulu'nun anıtsal ve tarihsel binasına ve tarih öğretmeni Kâzım Dilcimen'e bağlıyor:
"Ben tarihle yakınlaşmamda, bu ortamlara ve özellikle de tarih öğretmenimiz, tarihçi Kâzım Dilcimen'e borçluyum, çünkü berikiler mekân olarak, Dilcimen de tarihi anlatırken beni etkiledi. Dilcimen tarihi öyküleştirir, biz onun anlattıklarını hikâye olarak dinlerdik. Kâzım Bey'i zevkle dinlerdik, her üç dört bilgi aktarımının arasında mutlaka bir fıkra anlatırdı. Şimdi anlıyorum ki, merhum bize tarihi sevdiriyormuş."

TARİH DERS KİTAPLARININ SEVİMSİZLİĞİ

Sakaoğlu, öğretmenlik deneyiminin de verdiği tecrübeyle, liselerde okutulan tarih kitaplarındaki yavanlığın öğrenciyi ilgiye değil, ilgisizliğe sevk ettiğini, bu durumu tersine çevirmenin yolunun ise yerel tarihe önem verilmesinden ve tarih-edebiyat ilişkisinin kurulmasından geçtiğini belirtiyor ve ekliyor:
"Şayet bizde yerel tarihlere popüler ve sözlü tarih ağırlıklı olarak yeni bir bakış getirilirse, zannediyorum ki, Anadolu'nun bugüne kadar yazılmayan tarihi pek çok yeni uçlar verecektir. Kaldı ki, yerel tarihlerin zenginliğine dayalı Anadolu toplum tarihi yazılmazsa tarihin bu sevimsizliği başkalarının tarihinden alıntılar, kuru tarih bilgileri bana göre daha yıllarca sürecektir. Ayrıca tarihle edebiyatın ortak yönlerini unutmamalıyız. Lise kitaplarındaki kuru bilgi stokları gençleri tarihten soğutuyor. Oysa tarihle edebiyatın ilkçağdan beri ortaklığı söz konusudur. Tarih mi edebiyattan doğmuştur, edebiyat mı tarihten doğmuştur çözemezsiniz. Çünkü mitoloji hem tarih, hem edebiyattır; ikisinin kaynağı birdir. Belgesel tarih yazıyoruz diye edebiyatı, üslubu tamamen boşlar da kupkuru yazmaya kalkarsak, bunun vereceği fazla bir şey yoktur. Tarihin nakışı olmalıdır, ama bunun da dozunu kaçırmamalıdır. Tarih, okuyanda, kültürel bir doyum sağlamalıdır. Tarih programları yeniden ele alınırken bu iki yön, yani hem yerellik, hem de tarih-edebiyat ilişkisini unutmamak gerekir."

Sakaoğlu tarihe olan ilgisizliği tarihsel kültür ortamlarının yok edilmesine ve insanların giderek apartman yaşantısına mahkûm edilmesine de bağlıyor:
"Çok yoksul yerlerde yetiştik, ama zannediyorum kültürel donanım açısından ta geçmişten gelen süreç ve süreklilik bize bir şeyler aşılıyordu. Biz onun farkında değildik. Bu süreklilik bir yerde kesilmiş, kesildiği için de tarih, seveni en az olan alan haline gelmiş. Artık mekânlarımız da tarihsel değil. Benim doğduğum, büyüdüğüm, gittiğim evlerin hepsinde başımı kaldırınca işlemelerle dolu tavanlar görürdüm; sonra dolaplar, direkler, odalar, pencereler, vitraylar... Bütün bunları biz dağıttık. Apartman yaşantısı da bizi o tarihî ortamlardan kopardı, uzaklaştırdı."

Sakaoğlu ilk yerel tarih çalışmasına özel bir değer veriyor:
"27 yaşındayken Çeşm-i Cihan Amasra'yı yazdım. Şimdi kitap müzayedelerinde satılıyor, övünç verici, ama tenkit edilecek çok tarafları var tabii. Belirtmek istediğim şu: Şayet ben Amasra'ya atanmasaydım, belki tarih araştırmacısı olmayacaktım. Amasra bir tarih ortamıydı. Bastığınız, çiğnediğiniz kaldırımlar Cenovalıların döşediği taşlardı; rıhtımlar Romalılardan kalmaydı; kale kapılarında Cenova armalarını görüyordunuz. Fakat daha sonraki yıllarda, her yerde olduğu gibi, Amasra'da da tahripler oldu. Amasra'nın girişinde Romalılardan kalma Kuş Kayası denen bir dağ anıtı vardır. 'Dağın yüzündeki bu put niye duruyor' diye veya arkasında define varmış kuruntusuyla altına dinamit koyup patlatmışlar, yarısı gitmiş. Aşınmış kaldırımların üzerine betonlar döküldü. Yoğun kaçak yapılaşma ahşap evleri, doğal ve tarihsel çevreyi tahrip etti. Dört kat, beş kat, altı kat çirkin binalar yapıldı."

SÖZLÜ TARİHÇİLİK VE BELGELER

Sakaoğlu savaşları, antlaşmaları, diplomasiyi, fetihleri anlatmayı yeterli gören resmi tarihçiliğin ötesinde toplumun, halkın, sıradan insanların tarihsel serüveninin açığa çıkarılmasında sözlü tarihçiliği önemli buluyor:
"Özellikle 20. yüzyılın ilk çeyreği için, o dönemi yaşamış insanlardan alınacak çok bilgi vardı. Örneğin bir Seferberlik, yani I. Dünya Savaşı yıllarında toplum tarihi, Anadolu halkının seferberlik sırasında yaşadığı serüven ancak bu insanlardan dinlenerek yazılmalıydı. Devlet arşivlerinden alacağınız belgelerle kesinlikle Anadolu'nun Seferberlik Tarihi yazılamayacaktır. Ne yazık ki, bu artık pek mümkün değil, çünkü o insanlar hayattan çekildiler ve büyük bir boşluk bıraktılar.

Neler yenilir, neler içilir, yoksulluklar, hastalıklar nasıl göğüslenirdi? Ev yapımları, kent, kasaba, köy imarları nelere bağlıydı? Bütün bunları yeterince kayda geçiremedik. Büyük boşluklar karşımızda duruyor ve onun için de sürekli resmi tarih yazılıyor. Enver Paşa yazılıyor hâlâ, Talat Paşa yazılıyor; fakat Enver Paşaların, Talat Paşaların, Cemal Paşaların kararıyla Anadolu'daki milyonların hangi hallerden hangi hallere girdiği bilinmiyor. Savaşları, cepheleri yazıyoruz; Kanal Harekâtı, Galiçya deyip bırakıyoruz. Oysa bunların gerisine bakmak gerekiyor. Tifüs, kolera, açlık, sefalet, her adam başı yol kesen çeteler, ekilemeyen araziler, hastalıklı insanlar, cenazeleri kaldıran kadınlar... Toplum tarihi sürekli göz ardı edilmiş Türkiye'de, hâlâ da ediliyor. Sözlü olarak bizlere bunları anlatacak insan bulamayacağımıza göre, pek çok şey karanlıkta kaldı gitti."

Bu duruma rağmen karamsarlığa kapılmayan Sakaoğlu özellikle genç tarihçilere bir öneride bulunuyor: "II. Dünya Savaşı yıllarının toplumsal tarihi sözlü tarih verileriyle halen yazılabilir; onu yaşayanlar henüz hayatta, bari onu kaçırmayalım. O yıllarda 20'li-30'lu yaşlarında olanlar çok şeyler anlatabilirler."

Sakaoğlu arşiv belgelerinde merkezin formüle ettiği gerçekdışı hukuksal ve yönetsel metinlerin de olabileceğini, ayrıca kişisel çıkar ya da kaygılar yüzünden merkeze yanlış bilgiler verilmiş olabileceğini, bu yüzden belgelere yüzde yüz güvenmemek gerektiğini belirtiyor. Sakaoğlu'na göre bunda meslek hayatının özellikle bürokrasi ile ilgili olan yönü de etkili olmuş, zira resmi yazılarda yalan ve yanlış bilgileri çok görmüş.


Necdet Sakaoğlu, Köse Paşa Hanedanı kitabıyla1985 Sedat Simavi Ödülü'nü kazandı.

Sakaoğlu, gelen bir soru üzerine, arşiv belgelerini ve sözlü bilgileri kullanış tarzını, bunlar arasındaki ilişkiyi ve sözlü anlatım ile yazılı belge çeliştiğinde sözlü olana daha fazla güvendiğini şöyle açıklıyor:

"Köse Paşa'da 800 arşiv belgesi, 200 de sözlü bilgi kullanmıştım, yani arşiv belgeleri dört misli fazla. Gayet tabii, sözlü bilgiler arşivlerin vereceği bilgi kadar zengin olamaz. Ama ikisini bir araya getirip müşterek noktaları, doğrulamaları, kanıtlamaları, çelişkileri bulmak zevkli bir uğraşıdır. Olayın başka türlü seyrettiğini, arşiv belgesindeki bilginin yanlışlığını bulabilirsiniz.




Örneğin Köse Paşa tarihindeki bir olay: Veli Paşa'yı Kürt kadınlar başına sopalarla vurup öldürmüşler, ama Sivas valisi Baba İbrahim Paşa İstanbul'a 'Veli Paşa'yı yakaladım ve idam ettim' diye yazmış. İbrahim Paşa'nın önüne ölüsü getirilmiş, o da ölünün başını kestirmiş İstanbul'a, vücudunu da Divriği'ye göndermiş. Ben bunu en az yedi-sekiz kişiye teyit ettirdim. 'Babaannemden dinledim öyle anlattı, dedemden dinledim öyle anlattı' dediler. Hatta yetinmedim, bir de Akçadağlı Hacı Memur diye bir adam buldum, o da bana 'Ben de öyle duydum, kadınlar öldürmüş derler' dedi. Fakat arşivdeki belgelerin hepsinde Veli Paşa'nın İbrahim Paşa tarafından Arga'da idam edildiği yazılı. Tarihçiye düşen görev, 'Sorduğumuz kimselere göre Kürt kadınlar öldürmüş, fakat arşiv belgelerine göre İbrahim Paşa idam ettirmiştir' deyip geçmek değildir. Bence bu, tarihçilik değil. Asıl tarihçilik burada Veli Paşa'nın nasıl öldürüldüğü meselesine bir nokta koymaktır. İki sağlam sözlü bilgi çoğu zaman resmi belgelerden daha güvenilir olabilir. Çünkü öbüründe sorumluluktan kaçma, uyutma, göze girme, ödül alma kaygıları olabilir. Nitekim Baba İbrahim yazısını gönderdikten sonra II. Mahmud da 'Bu başarından dolayı seni kutlarım. Sana çelenk ve kılıç gönderdim; tazimle karşıla, kılıcı kuşan ve saltanatıma dua et' diyor."

Sakaoğlu, tarihçinin elindeki belgeye çok yönlü yaklaşarak farklı sorular sorması gerektiğini de II. Abdülhamid'in İstanbul isimli gemisinin demirbaş defterini göstererek açıklıyor:
"Abdülhamid için bir 'Korvet-i Hümayun' alınmış ve adına İstanbul denilmiş. Elimizdeki demirbaş defterinde Bohemya işi kristal takımlar, içki takımları, yemek takımları, porselenler, koltuk vs her şey var. İrdelerseniz ne yok biliyor musunuz? II. Abdülhamid'in Müslümanlığının ve halifeliğinin gereği olarak bulunması icap eden ne seccade var, ne Kur'an var, ne de rahle. Gerçi Abdülhamid bu gemiye hiç binmemiştir, ancak binseydi, içebilir, yiyebilir, oturabilir, dinlenebilir, ama ne Kuran okuyabilir, ne de namaz kılabilirdi. Her belge birçok açıdan değerlendirilebilir veya eski bir atasözünde olduğu gibi, nasıl bir kasap bir koyundan iki post çıkarmaya uğraşırsa, tarihçi de bir belgeden birkaç şey çıkarma savaşı vermelidir."

YEREL TARİHÇİLİK VE YERLİLİK

Daha çok yerel tarih üzerine çalışan Sakaoğlu, tarihçinin sağlıklı bir çalışma yapabilmesi için araştırdığı yerle bir bağının olması gerektiğini belirtiyor:
"Yerel tarihler genel toplum tarihine temel oluşturmalıdır. Yerel tarihleri yazanların da yerellikle bağlantıları çok yönlü olmalıdır, oranın insanı olmalıdır veya oranın insanı olabilecek derecede orayla kaynaşmış olmalıdır. O yerle çok yönlü bağlantınız yoksa yerel tarihçi olmanız zordur. Divriğili olduğum için Divriği tarihine sıcaklık duydum ve orayla ilgili yaptığım çalışmalarda kolay kolay yanlışlığa düşmedim, çünkü her şeyi sorgulayabiliyordum. Örneğin Divriği'de İmam Bey diye tanınan adamı Başbakanlık Arşivi'nde Mir Hüseyin Bey olarak bulmakta güçlük çekmedim."

SAKAOĞLU'NUN MUTFAĞI

Sakaoğlu devlet merkezli tarihten kopamayışımızı bir açıdan geçmişteki müderrislerin, kadıların, imamların vb okuryazar insanların gündelik yaşamlarını kaleme almamalarından doğan boşluğa da bağlıyor. Bu bağlamda kendi sorumluluğunu, her günün sonunda o gün yaşadıklarını tarih yazıcılığı bakışıyla yazdığını açıklıyor.

"1963 yılından beri her gün hiç değilse bir sayfa yazıyorum. En zor anlarımda bile belki ertesi gün tutmak kaydıyla bir şeyler yazıyorum. Şayet, sözgelimi Konya Karatay Medresesi'nin müderrisleri de rahlelerindeki bir deftere olup bitenleri şöyle ikişer üçer cümleyle yazsalardı elimizde muazzam kaynaklar olurdu. Bütün kentlerde yaşanan olayları, depremleri, salgınları, afetleri, baskınları, okuryazar insanlar, müftüler, kadılar kaleme alsalardı, yani şu bildiğimiz kadı sicillerinin dışında biraz daha özgür, kent yaşamıyla ilgili not tutma alışkanlığı olsaydı Batı'da örneklerine rastladığımız kaynaklar bizde de olabilirdi. Ben de biraz bu endişelerden dolayı, biraz da böyle bir boşluktan dolayı belki, 35 yıldır aksatmadan her gün yazmaya çalışıyorum."

Sakaoğlu ayrıca bütün bu zaman boyunca yazılı belgeler, yazma kitaplar topladığını belirtiyor.


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın

  Yorumlar (11)
1. about tiyatro
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 29-04-2010 21:38
Dear Mr. Necdet Sakaoğlu - Merhaba ! 
I hope this e-mail will reach you. I am a big friend of Amasra and I come here every year, sometime twice. I have many friends in Amasra and I am very interested in Turkish history. I did read your book with great interest, but I have some questions about the old roman tiyatro which you can find some elements of opposit the grave yeard near the Bartin-Amasra road. I will come to Amasra this summer in July. I wold so much want to meet with you if it is possible. In great respect, Peer Faurskov
2. DEĞERLİ ÖĞRETMENİM
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 20-07-2009 23:51
Evet değerli öğretmenimizdiniz siz bize amasra mızda ilk liseyi açarak o lisenin ilk öğrencisi olmayı nasip ettiniz ben AMASRA LİSESİ nin ilk 28 nci öğrencisi olmak şerefini taşıyorum sayenizde. Buradan okulun ilk mezunlarına da sesleniyorum bana katılacaklarına inanıyorum biz çok şanslıydık çünkü sizin kadar değerli bir tarihçinin öğrencileri olduk SAYGILARIMI SUNARIM HAYATTA SAĞLIK VE AFİYET DİLERİM SİZE
3. herzaman hocamız bir tanadir
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 26-06-2009 17:11
hocamız cok degerlıdır ama o kadar degerını bılemıyoruz herkesı saygı ve saygıya davet edıyorum saygılar
4. Öğretmenim
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 05-02-2009 00:02
Sevgili öğretmenim.(O yıllarda size hocam denmesine çok kızardınız).Ortaokul yıllarımda türkçe derslerinde anlattığınız hikayeleri büyük bir zevkle dinler dersin nasıl geçtiğini anlamazdım.Okuma sevgisini sizin güzel hikayeleriniz sayesinde kazandım.bize ders dışında sene sonunda gösteri için tiyatro hazırlatır bu tiyatroda roller verirdiniz. 19 mayıs gösterileri için akşamları bize folklör çalışmaları yaptırır,acıkırız diye ekmek üzüm helva alırdınız antep elazığ erzurum oyunlarını 19 mayısta sergilediğimizde ilçemizde ilk olduğu için belkide halk tarafından nasıl çoşkuyla izlenmişti.Amasra\'ya yazın tatil için müzik öğretmeni vb.mesleklerle ilgili bir kişi gelse hemen bizi evlerimizden aldırır.O kişilerden ders aldırırdınız flüt çalmasını o derslerde öğrenmiştim. Bizim eğitimimizin yanında sosyal etkinliklerimize çok önem verirdiniz.şimdi böyle öğretmenler mutlaka gene vardır ama azınlıkta kaldılar.Nejdet Sakaoğlu az bulunan idealist öğretmenlerdendir.sizin öğrenciniz olmaktan onur duyuyorum öğretmenim. Daha uzun seneler sizin bilgi birikimlerinizden faydalanırız İnşallah.
5. Necdet Sakaoğlu
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 03-11-2008 14:54
Yapmakta olduğum soyağacı çalışması için Necdet Sakaoğlu'na ulaşmam gerekiyor. Kendisine ulaşabileceğim e-mail adresi veya faks numarasını bilen varsa, e-mail adresime göndermesini rica ederim.
6. Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 03-10-2008 13:14
1967/1970 yıllarında Amasra da tarih öğretmenim ve okul müdürümdü.ondan cok şey öğrendik.bulundugu her ortamda etrafındakilere mutlaka birşeyler veren.cok degerli eğitimci olup,kendisine uzun ömürler diliyorum.saygılar
7. amasramız için değerli bir birey
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 25-09-2008 01:54
saygı değer öğretmenim çalışmalarınız çok güzel ben özellikle benimde öğretmenliğimi yapmış olduğunuzdan dolayı çok şanslı olduğumu söylemek istiyorum halen daha okl anılarımızda sizin adınız geçmekte.okulumuzun arkasında akan dereden su içerdik okada temizdiki kağıttan sandal yapıp üzdürdüğümüz zaman bize kızardınız dereyi kirletmeyin diye şimdi bi bakın hocam güzel deremiz ne halde.bu anımıda söylemiş oldum neyse çalışmalarınızın devamını diliyorum saygılar
8. Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 05-05-2008 20:31
NEREDEYSE TÜM AİLEMİN ÖĞRETMENLİĞİNİ VE MÜDÜRLÜĞÜNÜ YAPMIŞ BU DEĞERLİ İNSANI HAYATIMIZIN SONUNA KADAR SAYGI VE SEVGİ İLE HATIRLAYACAĞIZ.DAHA NİCE YILLAR SİZE İHTİYACIMIZ VAR.
9. İlkokulda hocamdı yine Hocamdır
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 02-04-2008 16:28
Necdet Sakaoğlu 1965-1966 yılında hocamdı 
onun öğrencisi olmaktan onur duyarım bize tarih dersini sevdirdi kendiside ayrıca Türkiye'mizin canlı tarihidir.Amasra'da kitabevi işletiyorum ve Hocamın yayınlarının bazılarını ve en önemlisi 
Çeşm-i Cihan AMASRA kitabının baskısı olmamasına rağmen her zaman elimde bulunur nedenmi kitapçılığa verdiğim önem ve Amasra sevgisi bende çok olduğundan yayınevinde olan tüm Amasra kitaplarını satın aldım ve Hocamın Amasra kitabını elimde devamlı bulunduruyorum. 
Hocam sizin öğrenciniz olmaktan her zaman gurur duyacağım yeni yeni yayınlarınızı devamlı görmek umudumla saygılar sunuyorum
10. yazi icin
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 14-01-2008 13:28
Amasra'ya verdiginiz değer için size teşekkür ederim. Her Amasra'lı bunu yapamıyor. Saygılarımı sunarım.
11. Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 25-12-2007 23:41
Bir zamanlar benimde okulumun müdürlüğünü yapmiş, degerli hocamıza verdiği büyük katkılarından dolayı bir Amasra'lı olarak teşekkürü borç bilirim. Sagılar değerli hocam.

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

 
< Önceki   Sonraki >

Ana Sayfa  |  Kent Rehberi  |  Haberler  |  Şehir Haritaları  |  Fotoğraf Galerisi  |  Ulaşım  |  İletişim

© Bu site, AFG Design Studio tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları AFG Design Studio 'ya aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

© 2010 Amasra.Net
Şuanda 65 misafir bağlı